Asi Gülüşlüm

13 Temmuz 2017 Perşembe, 13:27
asi-guluslum - Kopya

Bir öykü Antakya.  Aşk gibi…

Kutsal bedenine sarılırken Antakya’nın Hıdır’a yalvarır gibi, denizine yakamoz misali düşer gibi sevdaya salınmaktır Antakya. İşte bu aşkı, bu öykünün her bir tılsımını, karakterini, yolunu, ağacını anlatıyor Asi Gülüşlüm: Ah Güzel Antakya. Kendisi de Antakya insanını, tarihini yıllarca çalışmış Hakan Mertcan’ın ‘Mananın batın olduğu bu diyarda hangi zahirin peşine düşeceğiz ki?’ diyerek yüreğimize bir şarkı gibi söylediği Antakya’yı, Asi’de boğulmayan insanlığa dair bir giriş yaparak tanıtıyor Mertcan. Sonrasında Halep eyaletinin bir parçası olan Antakya ve 1939 sonrası ‘Hatay’ dönüşümünü anlatarak başlıyor Asi Gülüşlüm. İlhak döneminde nüfus hareketlerini ve bu diyarlarda ilhakın yerel etkilerini anlatarak devam etmiş yazarlar tarih anlatımına. Alevi’sinden, Hıristiyan’ına, Sünni’sinden Ermeni’sine her kimliğe kucak açmış Antakya’yı, sömürgeci güçlere karşı koymuş Cemil Hayek’ten, 1915’te direnmiş Ermenilere bize halkların savaşını anlatarak her bir ayrıntısını yüreklilikle anlatmış Asi Gülüşlüm yazarları.
Günümüz Antakya’sını da anlatmış doya doya Asi Gülüşlüm. Kahve kültürü, yemek kültürü, rakısı, doğası ve sinemasına kadar Antakya’ya dair her şeyi içine alan güzellikte bir derleme. Günümüz sıkıntılarını, yurtdışı işçiliği ve kadın sorununu, göçler ile beraber gittikçe azalan çeşitliliği de ele almayı ihmal etmeyen Asi Gülüşlüm bir kenti anlatmanın ne demek olduğuna dair de adeta bir ders veriyor bize. Felsefeci Senem Kurtar’ın sorduğu üzere “Mekânın kökeni ya da kaynağı nedir? Mekân yalnızca gözlerle görülen, ussal olarak kavranan bir şey midir? Yoksa arı, saydam ve yönelimsiz bir şey mi? Yaşantısallığı açısından bakıldığında daralan, büzülen, azalan bir şey mi? Bu soruların kaynağında mekânın hakikati gizlenmektedir.” Bu hakikate dair çok şey söylüyor Asi Gülüşlüm. Ünlü Marxist teorisyen Lefebvre’in altını çizdiği gibi mekan yani kent bir toplumsal üretimdir. Bu üretimin, Antakya’da sosyo-kültürel biçimlerini ve tarihsel olarak karşımıza nasıl çıktığını oya gibi işlemiş bu derleme.
Özetle, Mertcan ve tüm Antakya sevdalısı yazarları; Antakya’nın gözlerinin içine bakmış, çekmiş içine her rengini ve sonra da bağıra bağıra söylemiş, söyletmiş Antakya’yı türkü diye. Şimdi bir en koyusundan süvari bir kahve yapın kendinize ya da doldurun arak kadehlere, yeşili hayal edin, ve mimarinin size sözcüklerini duyun. Alın elinize kitabı, Asi bir gülüş eşliğinde geçireceksiniz içinizden: Ah Güzel Antakya.
Yayınevinin tanıtımı ve yazar listesi de şöyledir:
“Kadim bir mozaiğin parçaları gibi iç içe, doğudan yükselen mistik bir şarkı gibi içlice, hiç bitmesin bu yol, Lazkiye’ye, Palmira’ya aksın, Beyrut’a aksın, Diyar-ı Şam’a atsın bizi, kaybolup duralım o kayıp hazineleri arayarak. (…) Neler gömülü sisli kalbine, Arsuz’dan Altınözü’ne, Yayladağı’ndan Belen’e uzun bir şahitlik; bir zamanlar Şark Kraliçesi’nin sevinçleri, gözyaşları, şifreli bakışları, gizemli edaları… (…) Bugün de olduğu gibi yüzlerce kez Asi’de boğulmak istendi insanlık, kötülüğün tanrıları üstüne çöküp boynuna kement vurmak istedi. Asi’nin, soluğu kesilse de zaman zaman, tanık oldukları karşısında utançtan eğse de başını, kolay teslim olmak, ehlileşmek yok onun kitabında.”
Hakan Mertcan

Kadim ismiyle Antakya diye anmak, Hatay’a yapıştırılan, biraz yavanlaşmış “mozaik” mecazının arkasındaki gerçek kültürel zenginliği anlamaya doğru atılan ilk adım olabilir. Bu derleme buna niyetleniyor. İskender devrine, Bizans’a uzanan tarihin izinde; Arap-Hıristiyanlar, Yahudiler, Ermeniler, Çerkesler, Türkmenler, Domlar’a yurtluk eden; Arap Aleviliği’nin canlı bir merkezi olmak yanında reenkarnasyon gibi farklı ruhani inanışların serpildiği bu diyarın sofrasına davet ediyor bizi. Aynı zamanda, düz anlamıyla sofrasını da tanıtarak Antakya’nın, mimarisini, zanaatını, sanatını, gündelik hayatını, sporunu da tanıtarak. Hakan Mertcan’ın hazırladığı derleme, zengin içeriğiyle sunduğu bilgiden öte, bir memlekete, bir diyara duyulan aşkın numunesi…

Mehmet Ateş, Süheyl Budak, Barış Can, Şule Can, Alim Koray Cengiz, Cem Doğan, Çiğdem Duman, Levent Duman, M. Kemal Ersöz, Gökhan Evecen, Yelda Güzel, Berna İleri, Müslüm Kabadayı, Hakan Mertcan, Sonyel Oflazoğlu, Ender Özbay, Murat Özdan, Cevdet Rende, Meral Şeker, Tevfik Usluoğlu, Leyla Uyar ve Cihan Yüksel’in katkılarıyla…

 

      Şule CAN                                 

Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü

asi-guluslum