Tarihsel Boyutuyla Arap Alevilik ve Kimliğin Korunması

19 Ekim 2016 Çarşamba, 10:34
3-s-matkap-2

Arap Alevi Konferansı  1. Atölye

 

Tarihsel Boyutuyla Arap Alevilik ve Kimliğin Korunması

Moderatör: Araştırmacı Sıtkiye MATKAP

Raportör: Av. Çetin SAKALLI

Genel olarak kimlik, “kişilerin, grupların, toplum ve toplulukların ‘kimsiniz? ‘kimlerdensiniz?’ sorunlarına verdikleri yanıt veya yanıtlardır.

 Etno-dinsel bir kimlik olarak Arap Aleviliği için bu soruya verilen ve sahiplenilen yanıtlar cemaat içindeki bireyler tarafından da öncelik bakımından farklılıklar göstermektedir. Atölye çalışmasında Arap Alevilerin tarihini konuşmaya başladığımızda, bu kimliğin tarihine dair birçok iç tartışmanın çok uzun zamandır süregeldiğini gördük. Bu tartışmaların önemli bir kısmı da bu kimliğin adının “Arap Alevisi” , “Nusayri”, “Akdeniz Alevisi”  şeklindeki adlandırmalardan hangisinin daha doğru olduğu üzerinden yapıldı. Bu konuda devletin ötekileştirmek için kullandığı adlandırmalara karşı verilen tepkilerin kimliğin adlandırılmasına ve sahiplenilmesinde belirleyici olduğu sonucuna vardık. Tabi ki bir atölyede “biz kimiz” veya “hangi isim bizim kimliğimizi daha doğru temsil eder?” gibi soruların yanıtlarının bulunması mümkün değildi. Bu yüzden odaklandığımız nokta, kimliği adlandırırken, bunun ne kadar özgür biçimde yapılabildiğiydi. Devletin Arap Aleviler için seçtiğinin değil, Arap Alevilerinin kendileri için biçtiklerinin öyle veya böyle daha önemli olduğu vurgulanmalıdır. Ayrıca bu ad her ne olacaksa, şekillendireni de ve içeriğini belirleyeni de Arap Aleviler olmalıdır, devletin bu konuda bir hükmü olması kabul edilemez. Dolayısıyla kimlik bir yana, resmi ideoloji tarafından yazılan bir tarihin de ürettiği yan anlamlar ifşa edilmelidir.

Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Arap Alevileri ile ilgili resmi tarihte çarpıtılarak yer alan veya hiç yer bulma imkânı bulamamış katliamlar, sürgünler, politikalar, ilhak dönemi uygulanan propagandalara dair anlatılar önemli bir yerde durmaktadır. Resmi tarihte, Arap Aleviler ile ilgili olarak yapılan akademik çalışmalar vasıtasıyla “nasıl bir tarih yazımı ile aktarım yapıldığını” görmek mümkündür.

 “Peki, nasıl bir tarih?” sorusu kadar bu tarih bilgisinin toplumda nasıl yer bulacağı da önemli bir mevzudur. Türkleştirme politikaları dikkat çekici bir dönüm noktası olarak kimlikte, dilde, kültürde yaşanılan asimilasyonun bugündeki yansımalarını içermektedirler. Bu asimilasyon biçimlerine Arap Alevileri olarak özeleştiriler getirerek sürdürdüğümüz atölyemizde, uygulayabileceğimiz taktik ve stratejilere dair öneriler getirmeye çalıştık.  Dinin kimlik ve dille ilişkisi, bu ilişkinin de kültürü sürdürmenin önemli noktalarından biri olduğu sonucuna vardık; fakat dilin, din üzerinden öğretilmesi yerine daha yaygın bir alanda, gündelik yaşamda kullanılmasının yollarının bulunması gereğinin de altını çizdik. Bu noktada, kimliğin sürdürülmesinde dinin kurumsallaşmamış olması tabi ki mühimdir, ama bunun da nedenlerine baktığımızda farklı farklı yaklaşımlar olduğunu gördük. Bir taraf devlet desteği almanın önemli olduğunu vurgularken, diğer taraf bunun devlet güdümüne girmesine yönelik kaygılarını dile getirmiştir. Gündelik ve sosyal hayat içinde dinin insanların kolay ulaşabileceği bir yerde olmasına ihtiyaç duyulduğu ve yüzden bu kurumun güçlü bir şekilde yaşaması için çaba sarf edilmesi gerektiği dillendirilmiştir. Bir temsiliyet bağlamında bu kurumun, yaşanılan sorunlara, edilecek ortak söze dair refleksler geliştirmesi anlamlı olacaktır. Bu anlamda, din adamlarının kanaat önderleri gibi sözün sorumluluğunu alan figürlere dönüşmesi için daha donanımlı hale gelmeleri önem arz etmektedir. Bundan kasıt, din adamlarının hepsinin yetersiz ve bilgisiz olduğu değil, bir standardın yakalanarak ihtiyaca cevap verebilmelerinde onların da kaynağa ve desteğe sahip olmasına yardımcı olmaktır.

Arap Alevi cemaatlerine ait vakıf mallarının yine vakfa iadesi için çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Asimilasyona karşı Türkçeleşmiş yer isimlerinin yeniden Arapça isimleri ile de kullanılmasının önünün açılması, çocuklara isim verirken tercih edilen Arapça isimlerin yazılması sürecinde hukuki desteklerin sağlanması mühimdir. Çocukların özellikle bu dili öğrenmelerinde ve Araplığa dair önyargılarının giderilmesinde eğitsel mekanizmaya karşı söyleyeceklerimizin yanında, bir yöntem olarak yerel medyayı da kullanmak mümkündür. Arap Alevileri için şimdiye kadar kullanılagelen ‘fellah’, ‘maraba’, ‘Arap uşağı’ gibi esasında kötü bir anlam içermeyen ama bir aşağılama aracı olarak kullanılan bu gibi kelimelere karşı açık bir tutum ortaya konulmalıdır. Arapçanın gündelik hayatımızda, özellikle de kentlerde bir kayba uğradığı aşikardır. Arapçanın öğretilmesi için açılan kurslarda formasyon bilgisi olan eğitmenler tarafından öğretilmesi yönünde talepler vardır. Ayrıca deyişlerin, şarkıların, folklorik bilginin toparlandığı bir alana da ihtiyaç vardır. Şu da bir özeleştiri olarak ortaya konmalıdır:  Asimilasyona karşı yeterince bir tavır geliştirilememiştir. Zorla bir dayatma yanında baskıya uyumla cevap veren bir eğilim de eşlik etmiştir. Dolayısıyla bu türlü bir karşı çıkış durumunda bu özeleştiriyi hatırlamak faydalı olacaktır. Arap Aleviler için direniş hep bir var kalma çabası olarak kendisini göstermiştir ve bu haliyle bile resmi kayıtlarda yer almamıştır.

Diğer Alevi örgütleri ile ilişki kurulması daha geniş bir ağa bağlanılmasını sağlayacaktır. Bir koordinasyon temelinde, her konuda anlaşılamasa da ortak bir sözle politik, toplumsal, kültürel baskılara karşı toplu bir mücadeleye girmek daha güçlü bir sesin çıkmasına yarayacaktır.

Bu atölyede görüldü ki, asimilasyon sadece dilsel değil aynı zamanda kültüreldir de. Bu yüzden kültürel alandaki değişime dair farkındalıklar geliştirilmelidir. Aleviliğin değerlerinin değişen koşullara rağmen korunması aslında vicdanımızın korunmasıdır. Dayanışma bu noktada en temel dayanaktır. Bu anlamda, bu kimliğin dışında kalan herkes ve her azınlık topluluğu için de nefret söylemi, dayatma ve baskılar durumunda bir duruş geliştirmeli, özgürlük mücadelesinde yalnız olunmadığının vurgusunu yapılmalıdır.

Bu çalıştayı bir başlangıç olarak görüp uzun bir süreci kapsadığının farkına varılmalıdır. Bu yolda şu ana kadar emek etmiş ve emek verecek herkese şimdiden teşekkür ederiz.

_mg_2305