Arap Alevilikte Anadil Sorunu ve Anadil-Din İlişkisi

14 Ekim 2016 Cuma, 12:49
2-m-y-ozezen

Arap Alevi Konferansı:   4. Atölye

ARAP ALEVİLİKTE ANADİL SORUNU VE ANADİL-DİN İLİŞKİSİ

Moderatör: Prof. Dr. Muna YÜCEOL ÖZEZEN
(Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi)
Raportör: Sadık ÇİL
(Eğitimci, Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği Başkanı)

Bu atölyede yer alan katılımcılar, genel olarak anadilin genç kuşaklara aktarılması konusunda
ortak endişeleri paylaşmaktadır. Ancak Araplık/Arapça referans noktası ile Türklük/Türkçe
gerçekliği arasındaki renk skalasının çeşitli tonlarında durmalarından kaynaklı olarak bu sorunun
çözümü konusunda farklı görüşler beyan etmişlerdir. Sosyal bilimlerin her alanında olduğu
gibi, dil-insan sorunsalının betimlenmeye çalışıldığı böylesi bir etkinlikte bu tür yaklaşım
farklarının ortaya çıkmış olması, hem son derece doğaldır, hem de Türkiye Arap Alevilerinin
alternatif düşünme becerilerini göstermesi bakımından kayda değerdir. Türkiye Arap Alevileri,
“Dilimizi ve kültürümüzü korumalıyız” makro yaklaşımının yanında birçok mikro yaklaşımlar da
geliştirebilmektedir. Bu bağlamda 4. atölye de benzer bir görünüm sunmuştur.

Atölyede temel tartışma konuları genel olarak iki noktada yoğunlaşmıştır:

1- Kültürün ve dolayısıyla da dinin taşıyıcısı ve kodlayıcısı olarak anadilimiz olan Arapçanın
edinimi: Bu noktayla ilgili olarak bütün katılımcıların hemfikir olduğu husus, anadilin olmadığı
bir süreçte dinsel, kültürel ve diğer tüm boyutlarıyla toplumsal bir varlığımızın ve devamlılığımızın
olamayacağıdır. Bu sorunun odağında anadili konuşurları olarak Türkiye Arap Alevileri
yer almaktadır.

2- Toplumsal, dolayısıyla da siyasal varlığımızın güvencesi olması bakımından Arapçanın
öğretimi: Bu noktayla ilgili olarak, atölye katılımcıları şu dilbilimsel gerçeği paylaşmışlardır. Salt
aile içinde kullanılan sözlü bir dilin ömrü kısadır. Başka bir deyişle, salt sözlü ortamda kullanılan,
“nine dili” olarak nitelenebilecek bir dili konuşan toplumun bir devamlılığı olamaz. Bu
yüzden o sözlü dilin bir yazı dili haline getirilmesi ve bu yazı diliyle eğitim-öğretim yapılması
gerekmektedir. İkinci sorunun odağında ise hem Arap Alevileri hem de Türkiye Cumhuriyeti
devleti organları yer almaktadır.

img_20151122_112655

Her iki sorunla ilgili olarak atölyede alınan kararlar, paylaşılan önermeler ve sunulan çözüm
önerileri aşağıdaki gibidir:

Anadili konusu, Arap Alevileriyle ilgili bütün çalışmaların kilit noktası durumundadır.

Anadili olarak Türkiye Arap Alevilerinin Arapçası yakın bir zamana kadar genç kuşaklara
aktarılma isteği duyulmayan, sosyal işlevini büyük ölçüde yitirmekte olan bir dildi. Büyük kitleler
için durum yazık ki hâlâ aynı iken, son yıllarda gelişen farkındalıkla genç kuşaklar arasında
bu Arapçayı öğrenme konusunda bir istek ortaya çıkmıştır. Çünkü en azından genç kuşağın
belirli bir bölümü, kendi kimliğini ve bu kimliğin iki kurucusu olan Arapçayı ve Araplığını küçük
görmekten, Türkçeyi ve Türklüğü daha prestijli saymaktan vazgeçmiş görünmektedir.

Cumhuriyet dönemi politikalarıyla Araplık kimliğinin yerine Türklük kimliği tesis edilmeye
çalışılmıştı. Büyük ölçüde başarıya ulaşan bu yerine koyma sürecini tekrar tersine çevirmek gerekmektedir.
Bunun için de önce Arap Alevi kimliğinin tam olarak ortaya konulması gerekmektedir.
Bu ise geçmişimizi ve tarihimizi bilmekle mümkündür. Öyleyse tarih araştırmalarına hız verilmelidir.
Bu tarih araştırmaları, Arap Alevilerinin, dinsel ve mezhepsel özelliklerini ve dinsel ritüellerini
de içermelidir. Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü, Türkiye Arap Alevileriyle ilgili tüm belgelerin
bir araya getirildiği ve çağdaş tekniklerle kullanılabilir olduğu bir arşiv-kütüphane oluşturmalıdır.
Bu arşiv-kütüphane bilişim teknolojileriyle, dünyanın her tarafından ulaşılabilir olmalıdır.

Anne babaların ve yaşlı kuşağın, anadil durumundaki Arapçayı genç kuşaklara edindirmek
konusunda yeterli bir bilince sahip olmadıkları, dil edindirmenin belli bir bilinçle yapılabilecek,
hatta belli bir yöntem bilgisi gerektiren bir konu olduğunu fark etmedikleri anlaşılmaktadır.

Türkiye Arap Alevileri, kendilerinden, Türkiye’den ve diğer Arap ülkelerinden kaynaklanan
çeşitli toplumsal ve siyasal nedenlerle genel Arap coğrafyasından uzak kalmışlardır. Bu ise
yukarıda sözü edilen yerine koyma sürecini hızlandırmıştır. Türkiye Arap Alevilerinin Arap coğrafyasıyla
gönül bağlarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu, büyük ölçüde bilinçaltına itilen
Araplık kimliğinin yeniden inşasına yardımcı olacaktır.

Arap Alevi kimliğinin yeniden inşasında kitle iletişim araçlarından azami ölçüde yaralanmak
gerekmektedir. Genç kuşaklar hâlihazırda, internet ortamında Türkçe veya başka herhangi
bir dilde şarkılar, filmler vb indirmektedirler. Onlara, bu eylemi Arapça şarkılar, filmler vb için
de yapmaları salık verilmelidir. Bugün Türkiye’de yaygınlıkla türküevi, türkübar gibi mekânlar
açılmaktadır. Bu mekânlar belirli bir kültürel birikimin paylaşıldığı ve taşındığı mekânlardır.
Arap Alevileri de bu modeli kullanarak yalnızca Arapça müziklerin çalınıp söylendiği mekânlar
açmalı ve belirli sıklıklarda bu mekânlarda bulunmalıdırlar.

Yerelde, Arapça kültürel etkinlikler (halka yönelik tiyatro gösterileri, skeçler, şiir dinletileri,
piknikler, atışma yarışmaları vb) düzenlenmelidir.

Türkiye Arap Alevi gençleri, genel olarak kendilerine sunulanı aynıyla kabul etmeyen ve
sorgulayan bireylerdir. Uzun vadede demokratik bir toplum yaratmak adına avantaj oluşturan
ve arzulanan bu durum, Arap Alevi gençlerinin dinsel ritüelleri edinmeleri ve uygulamaları sürecinde
bir dezavantaja dönüşmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, din adamlarının
genellikle sert tutum ve davranışları ile dinsel ritüellerdeki bölgesel farklılıklardır. Türkiye Arap
Alevileri bu inanç ve uygulama farklarını, kimliğin birincil unsuru olmaktan çıkarmalı, uygulama
farkları en aza indirilmelidir. İçinde bulunduğumuz süreçte, Türkiye Arap Alevilerinin daha alt
kimlik belirlemelerine gereksinimleri yoktur. Adana’dan Mersin’e kadar bütün Türkiye Arap Alevilerinin
inanç sistemleri ve uygulamaları ortak zemine taşınmalı, daha kurumsal bir görünüm
almalıdır. Bu, Türkiye Arap Alevi gençlerinin dinsel-mezhepsel motivasyonlarını artıracaktır.

Son 5 yılda Ortadoğu’nun içinde bulunduğu durum, özellikle de Suriye içsavaşı ve
Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal koşullar, Türkiye Arap Alevilerinin dil, kültür
ve etnik özellikleri konusundaki farkındalığı ve hassasiyeti artırmıştır. Bu farkındalık ve hassasiyetin
motive edici etkisinden azami ölçüde yararlanılmalıdır.

Türkiye Arap Alevileri, Araplık ve Türklüğü, Arapça ve Türkçeyi birbirine karşıtlamamalıdır.
Çünkü bu karşıtlama genellikle Araplığın ve Arapçanın aleyhine sonuçlar vermektedir. Arap
Alevileri, Araplıklarından ve Arapçadan utanmamayı, bu iki değerle övünmeyi bilmeli, iki dilli
ve iki kültürlü olmanın bir zenginlik olduğunun farkına varmalıdırlar. Anne babalar gibi, Kuran
kurslarındaki eğitmenler, dili edindirme ve öğretme sürecinde katı disiplin içinde olmamalı, dili
ve kültürü sevdirmeyi ana ilke olarak benimsemelidirler. Bu bağlamda, anne babalar, Kuran
kursu eğitmenleri ve eğitim-öğretim sürecine katılan tüm bireyler eğitilmelidir. Bu görev, Arap
Alevileri derneklerine ve enstitüler gibi akademik kurumlara düşmektedir.

Arap Alevilerinin genel olarak resmi bir dil talebi yoktur. Ancak, toplumsal belleğin devamlılığında
anadilin en önemli taşıyıcı olduğu tartışmasız olduğuna göre, Türkiye Arap Alevileri
de anadilleri durumundaki Arapçanın eğitim ve öğretim dili olmasını talep etmektedirler.
Bu bağlamda, Türkiye Arap Alevilerinin anadilleri olan Arapçayla eğitim alma taleplerinin İslami
bir misyonu yoktur. Türkiye Arap Alevileri laikliği son derece önemsemekte ve laik bir sistemin
hem kendilerinin hem de başkalarının yaşam haklarının güvencesi olduğuna olan inançlarını
sürdürmektedirler.

Anadili edinimi aile içinde lehçe düzeyinde olabilir. Ancak, Arapça eğitim ve öğretimi
lehçeler üstü bir görünümdeki fasih Arapçayla/edebi Arapçayla olmalıdır. Genel olarak sözlü
bir kültür görünümündeki Türkiye Arap Alevi kültüründen bir üst kültür yaratılması ancak böylelikle
mümkün olabilir.

Arap Alevi gençleri, Arap Dili ve Edebiyatı bölümlerinde eğitim almaları ve hâlihazırda
üniversite eğitimi alanlar da çift anadal sisteminden yararlanmak konusunda yönlendirilmelidirler.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan ve Arapça okuma-yazma bilen Arap Alevisi öğretmenlere,
halk eğitim merkezlerine başvurarak Arapça Öğretici Sertifikası almaları konusunda
çağrıda bulunulmalıdır.

Bürokratik süreçler tamamlanıncaya ve istenen sonuçlara ulaşılıncaya kadar, bütün mahallelerde
özellikle çocuklara yönelik olarak dernekler düzeyinde kurslar açılmalıdır.

Arap Alevi yapılanmaları, etkinliklerinde kullandıkları afişleri iki dilli olarak hazırlamalıdır.

Türkiye Arap Alevileri siyasal örgütlenmesini tamamlamalı ve Arap Alevilerinde siyasal bir
bilinç oluşturulmalıdır. Bunun için de bütün Arap Alevi dernekleri bir çatı altında toplanmalıdır.
Bu bağlamda Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü, bütün Arap Alevi dernek yöneticilerini
bir araya getiren bir toplantı düzenlemelidir.

Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde verilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi
kültürel olarak dönüştürücü ve asimile edici bir etkiye sahiptir. Bu bakımdan Arap Alevi derneklerinin
hukuksal altyapıyı hazırladıktan sonra, aileler söz konusu dersi istemediklerine dair
dilekçelerini ilgili birimlere iletmeli ve süreci takip etmelidir.

Arap Aleviliği, çocuklara verilen isimlerden yerleşim birimlerinin ismine, dinlenilen şarkılardan
ağıtlara, deyişlere, söylencelere, halk oyunlarına, hatta yenilen yöresel yemeklere kadar
bir bütünlük arz eder. Bütün bu konularda gerekli bilincin oluşturulması ve saha çalışmalarına
ağırlık verilmesi gerekmektedir.

Arap Alevi kimliğinin ve kültürün bugün en önemli temsilcileri en yaşlı kuşak üyeleri olan
dedelerimiz ve ninelerimizdir. Onların bu birikimlerinden azami ölçüde yararlanmak, onları
genç kuşak üyeleriyle daha çok buluşturmak gerekmektedir.

Arap Alevi kimliğinin yaşatılması ve yeniden tesis edilmesi sürecinde, tek tek bireylerin
ve derneklerin olduğu kadar yerel yönetimlerin de sorumluluğu vardır. Yerel yönetimler, yukarıda
sıralanan kimliğin korunması bağlamında yapılacak olan Arapça sinema festivalleri ve
tiyatro gösterileri gibi kültür-sanat etkinlikleri düzenlemeyi ve bu tür etkinlikleri desteklemeyi
asli görevi bilmelidir.

Arap Alevilerinin yukarıda sayılan sorunları toplumun bütün kesimlerine yayılmalıdır. Bu
farkındalığın yaratılması konusunda, dernekler, meclisler, platformlar, enstitüler ve yerel yönetimler
birinci dereceden sorumluluk sahibidir.
Atölye katılımcıları, anadili edinimi ve yöntemleri, anadilinde eğitim ve bu eğitimin Latin
harfleriyle veya Arap harfleriyle olup olmayacağının tartışıldığı bağımsız bilimsel etkinlikler düzenlenmesini
önermektedirler.

4-atolye