Bir Arap Düşünürü ve Kimyacısı

26 Eylül 2017 Salı, 14:08
scientific_chemistry_02

Abu Musa Cabir bin Hayyan (721-815)                                                                            

Cabir bin Hayyan bilim dünyasına özellikle kimya ve ilaç bilimi alanlarında pek çok katkıda bulunmuş olsa da bilim tarihinde oldukça az yer verilen düşünürlerden biridir. Cabir bin Hayyan, hem İslam âleminde hem de bilim dünyasında büyük bir çığır açmıştır. Avrupa’da Geber ya da Geberus olarak bilinir. Kimya biliminin babası olarak adlandırılan Hayyan,  masalımsı bir üne sahiptir. Ebu Bekir Razi, İbn-i Sina, Farabi v.b birçok âlim onun eserlerinden etkilenerek gelişmiştir.  Kimyanın yanında kendine özgü bir doğa felsefesi geliştirmiştir.

Cabir bin Hayyan’a göre bütün maddeler canlıdırlar, binlerce yıl gelişmişler ve sonuçta en yetkin element olan altına dönüşmüşlerdir. Kimyanın amacı bu yetkinleşmeyi çabuklaştırmak öteki bitkileri de en yetkin hale çevirmektir. Böylesine bir Simya anlayışından yola çıkan Ebu Musa Cabir bin Hayyan’ın çalışmaları arasında modern kimyanın temellerini oluşturan, kristalleşme, damıtma, kalsiniasyon, subliminasyon gibi teknikleri kimya bilimine kazandırmıştır. Sülfürik asit, nitrik asitler, sodyum karbonat ve potasyumu bulmuştur. Zehirli maddelerin yapılarını incelemiş,  bu konuda “Kitabül Sümum” (zehirler kitabı) adlı eserini yazmıştır.  Dünyada ilk kimya laboratuarının kurucusudur, merceği keşfetmiştir ve arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.

Cabir bin Hayyan tıp, astronomi, mantık, matematik, felsefe, kimya, fizik, mekanik gibi bilim dallarında çalışmalar yaparak önemli eserler kaleme aldı. Dönemin en önemli üniversitelerinden biri olan ‘‘Cȃmiعat-ul Harran’’ın da (Harran Üniversitesi) başına geçmiştir. Eserlerinden çok azı günümüze kadar gelmiştir. Anatomi ve Farmakoloji (ilaç bilim) alanında büyük buluşları vardır. Bunun yanında atomun parçalanabileceği teorisini ilk öne süren bilim insanıdır.

Buluşlarının içinde hiç şüphe yok ki en önemlisi atomla ilgili buluşudur. Yunanlı bilginler maddenin en küçük parçasına, bölünmeyen en küçük parçasına “atom” demişlerdi. Dönemin İslam bilginleri, zamanın bilim dili olan Arapça’ya çevirirken “cüz-ü layetecezza” dediler. “Cüz-ü layetecezza”nın diğer adı cüz-ü ferttir. Hem atom hem de molekül yerine kullanılabilir. Cabir bin Hayyan, Yunanlı bilim insanlarının atomun parçalanamayacağına dair teorilerine karşı çıkarak bu alanda ancak asırlar sonra anlaşılabilecek bir öngörüyle farklı bir görüş ortaya atmıştır. Günümüz dünyasında, atomla ilgili çalışmaların İngiliz kimyacı John Dalton (1766-1844) tarafından yapıldığı, uranyum çekirdeğinin parçalanabileceği fikrini 1944 Nobel kimya ödülü sahibi Otto Hahn (1879-1968) ortaya atıldığı fikri yaygındır. Oysa onlardan bin yıl önce yaşamış Müslüman Arap kimyacı, Cabir Bin Hayyan’ın fikirleri  asırlar önce çağımızın bilim insanlarını dahi hayrete düşürecek niteliktedir. “Maddenin en küçük parçası olan cüz-ü layetecezza da yoğun bir enerji vardır. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine yoğun bir enerji ortaya çıkar ki Bağdat’ın altını üstüne getirebilir.”

Belçikalı kimyager ve bilim tarihçisi George Sarton (1884-1956) Cabir Bin Hayyan’ı “Ortaçağ bilimler Ansiklopedisi” olarak nitelemektedir ve 17. Yüzyıla kadar kimya bilimi alanında kimsenin onun seviyesine çıkamamış olduğunu vurgular. Orta çağ düşünürlerinin en önemli isimlerinden biri olan Roger Bacon (1214-1294) Cabir Bin Hayyan’ı “Ustaların Ustası” olarak nitelendirmiştir.

Ünlü Fransız bilim tarihçisi Marcellin Berthelot (1827- 1907) Cabir bin Hayyan hakkındaki düşüncelerini şöyle açıklamıştır:  Aristoteles’in mantık alanındaki yeri ne ise, Cabir bin Hayan’ın Kimya bilimindeki yeri de odur. Aristoteles Mantık biliminin kurucusu ve üstadı olarak kabul edildiği gibi Cabir Bin Hayyan da  Kimyanın kurucusu ve üstadıdır. Alman Fen bilimleri tarihçisi Julius Ruska (1867-1949) kimyanın temellerinin Yunanca tercümelerle atılmadığını, Arapça eserlerin tercümeleri ile atıldığını söylemektedir.

Yaşamı:

Hayyan’ın doğum yeri ve kimliği hakkında değişik söylenceler vardır. En güçlü kaynaklar onun Horasan’a bağlı Tus şehrinde doğduğu yönünde bilgiler vermektedir.  Bazı kaynaklara göre aslen Harranlı olduğu yazılır. Kimi kaynaklara göre ise Suriye’de iki nehrin (Dicle-Fırat) arasındaki bölgede doğduğu da söylenir. Bazı kaynaklarda Yunanlı hatta İspanyol olduğu da iddia edilmiştir. Bunun nedeni aynı ismi taşıyan ve on ikinci yüzyılda İspanya’nın Sevilla kentinde doğan Endülüslü ünlü Arap Astronomi bilgini ile karıştırılmasıdır.

Cabir bin Hayyan, Horasan’ın Meşhed kentine bağlı Tus’ta doğdu. Aslen Arap olan babası “Hayyan bin Abdullah el-Ezdi” Emevilerin sosyal ve ekonomi alanındaki çalkantılar yaşadığı son döneminde Emeviler’e karşı politik çalışmaların içinde yer aldığı için Şam’daki evini ve işini bırakarak Horasan’ın Tus köyüne göç etmek zorunda kaldı. Politik çalışmalarına burada da devam eden Hayyan bin Abdullah El-Ezdi ayrıca asıl mesleği eczacılık (attar) olduğundan burada kendine ait bir Attar (eczane) dükkânı açtı. Tus’a gelişinden kısa süre sonra oğlu Cabir bin Hayyan dünyaya geldi. Çocukluğu Tus’ta babasının yanında geçen Cabir bin Hayyan babası sayesinde çok küçük yaşta ilaç yapımında kullanılan çiçekler ve şifalı otlar hakkında bilgi sahibi oldu. Düşünceli, sessiz, sakin hali ile ve evrenin oluşumu, madenler, taşlar ve otlar hakkındaki sorularıyla babasının ilgisini çekiyordu. Babası bu konuda bildiklerini aktardı fakat oğlunun yoğun ilgisini gören baba bunun yeterli olmadığını düşünerek, Hayyan’ı bilimle uğraşmaya ve bilim insanları ile tanışmaya teşvik etti. Hayyan bin Abdullah El-Ezdi’nin buradaki varlığı ve politik faaliyetlerinden haberdar olan Emevi devleti, hakkında ferman çıkarıp Hayyan bin Abdullah el-Ezdi’nin peşine düşüp öldürdü.  Cabir bin Hayyan ailesi ile birlikte El-Ezdi kabilesinin olduğu yere Yemen’e göç etmek zorunda kaldı.

Daha sonra Emevi devleti yerine Abbasi Devleti kurulunca, Halifeliğin merkezi Şam’dan Irak’ın Küfe kentine taşındı. Bunun üzerine Hayyan ve ailesi Küfe’ye doğru yola koyuldu. El-Ezdi ailesi burada tekrar toparlanıp Bab el-Şam’a yakın Deyr el-Zeheb denilen bölgeye yerleşti. Küfe’de babasının tanıdıkları sayesinde Saray vezirlerinden Cafer el- Barmaki den büyük destek gördü. Aynı dönemde İslam âleminin saygın önderlerinden Cafer el-sadık ile tanışıp, ondan dersler aldı. Cafer el Sadık’a olan yakınlığı dolayısıyla İslam âlimleri arasında da büyük bir üne sahip oldu. İslam âleminde, “Şeyh el-Sufiyin” yani “Sufilerin Azizi” lakabını da almıştır. Hem İslam âleminde hem de bilim dünyasında çok haklı bir üne sahiptir.

Enis Koku