Ev Ekonomisinde Arap Alevi Kadını

30 Nisan 2018 Pazartesi, 19:30
1

        Geçmişten Bugüne …

 

Feminist düşünürler her ne kadar ücretli bir işte çalışmanın kadını özgürleştireceği görüşünü haklı olarak eleştirmiş olsalar da, kendi kazancını sağlamak veya ev ekonomisine herhangi bir şekilde katkıda bulunmak küçümsenecek bir mesele değil. Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan çalışmalar gösteriyor ki, ücretli bir çalışmak genelde kadının evdeki yükünü iki katına çıkarmaktadır. Nitekim toplum, kadın ev dışında çalışıyor olsa dahi ev işlerini yine kadından beklemektedir. Ev içi emek kadının statüsü ve ekonomik geliri üzerinden değerlendirilerek her şekilde ‘kadınlık’ derecesini belirleme amacıyla kullanılmaktadır. Bir adım daha ileri gidecek olursak, birçok eş kadının maaşına direk olarak el koymakta, böylece kadın kendi kazancı üzerinde herhangi bir hakimiyet kuramamaktadır. Antakya’daki Arap Alevi kadınları üzerine yaptığım etnografik çalışma ise umut verici birtakım senaryolar ortaya koymaktadır. Arap Alevi toplumunun kültürel olarak daha seküler ve demokratik olması, cinsiyetler arası eşitliğin daha yüksek olması, kız çocuklarının eğitimine verilen büyük önem ve Arap Alevilerin tarımsal geçmişinde kadının rolü gibi sebeplerden dolayı bugün birçok Arap Alevi kadını ev ekonomisinde oldukça hakimiyet kazanmış durumda.

 

Görüşmecilerimin birçoğu Arap Alevi kadınlarının evde söz sahibi olmalarını ev ekonomisine bulundukları katkı ile ilişkilendirmektedir. Bu ekonomik katkı da geçmişe dayandırılmakta. Örneğin, Arapça öğretmeni Gülşen kendi deneyimini şöyle aktarıyor: “Arap Alevi kadınları daima üretimde ve işgücünde yer almıştır, bu nedenle güçlü ve söz hakki sahibidirler”.  Sanatçı Necmi ise gözlemini, “ben doğduğumda annem beni beşiğimde bırakıp tarlaya çalışmaya giderdi. Arap Alevi kadınları sadece çocuk doğurup ev içinde tıkılıp kalmadılar, her zaman üretimin içinde oldular. Erkekler tek başına değildi, kadınlarla birlikte çalıştılar… din bu kültürel kodları yok edemedi, çünkü kadınlar en az erkekler kadar çalıştı,” şeklinde anlatıyor. Arap Alevi kadınlarının daha özgür olmalarını bu açıklamayla yorumlayan Necmi, tarımsal işçiliğin kadın için öneminin altını çizmiştir.

 

Samandağ Belediye Meclisi üyesi Bahar da benzer kanıda:

 

“Arap Alevi kadınları hep öndedir. Çünkü erkekler ve kadınlar hep üretimde beraber olmuştur, beraber çalışmıştır, beraber kazanmıştır ve beraber harcamıştır. Sınıfsal, kentsel ve kırsal farklılıklar olsa bile, bunun genel itibariyle böyle olduğunu düşünüyorum… Kadının sosyal alanda yeri çok kuvvetli. Bu üretim ilişkileri ile ilgili. Dedelerimiz ve ninelerimiz tarlada beraber çalıştı. Bu daha az hiyerarşik bir yapı oluşturdu, daha eşit.”

 

Bu görüşmeler Arap Alevi kadınlarının sosyal alanda var olmalarını, geçmişten bugüne ücretli işte çalışmalarına büyük oranda işaret etmektedir. Kadınların tarlada erkeklerle birlikte çalışmalarının, Arap Alevi toplumu dışındaki bazı kişilere göre “kadını ezmek” anlamına gelmesi de bambaşka bir konu. Dışarıdan bir gözle bakmak ve öznelerin kendi duygu, düşünce ve kendi anlam dünyalarını kaileye almadan sonuca varmanın ne kadar hatalı olduğu konusu bir yana, tarlada çalışmanın Arap Alevi kadınını güçlendirdiği gerçeği göz ardı edilemez ve bu gerçek çoğu görüşmecimin gerçeğidir.

 

Elbette ki Arap Alevi toplumu –diğer tüm toplumlar gibi- homojen değil ve daha muhafazakâr aileler veya mahalleler söz konusu. Bu da doğal olarak kadının deneyimini büyük ölçüde etkileyecektir. Örneğin, gazeteci Birgül oldukça tutucu bir mahallede ve geçim sıkıntıları olan bir ailede büyümüş. Finansal sorunlardan dolayı okula gitmek Birgül için maalesef bir seçenek olamamış. Bu mahallede kız çocuklarının ev dışında çalışmalarının tabu olmasından dolayı, Birgül babasını ancak ikna ederek çalışmaya başlamış. Birgül mahallede ev dışında çalışan ilk kız çocuğu olarak tabuyu böylelikle yıkmış ve kısa bir süre içerisinde başka aileler de kız çocuklarının çalışmalarına izin vermeye başlamış. Okula gidemediği için hala üzüntü duysa da, babasının çalışmasına razı olması Birgül’ün bugün yaşadığı hayata etkisi büyük. Birgül kendi ayakları üzerinde duran başarılı bir gazeteci, üstelik kadını güçlendiren toplumsal hareketlerde ve kadın çalışmalarında aktif.

 

Birgül gibi kadınların deneyimleri, Arap Alevi kadınlarının deneyimlerini yorumlarken kesişimselliği göz ardı etmememiz gerektiğini güçlü bir şekilde vurguluyor. Sosyo-ekonomik şartlar, yerleşim yeri, aile yapısı, vb. gibi etkenler kadının hayatını önemli derecede şekillendirmekte. Bu etkenlerin başında da eğitim geliyor. 2016 yılında Türk İstatistik Kurumunun yayımladığı sonuçlara göre Hatay ili Türkiye’nin okur yazar oranının en yüksek olduğu 16. ili konumunda. İlçelere bakacak olursak da Arap Alevi nüfusunun en yoğun olduğu Antakya, Samandağ, ve İskenderun da en eğitimli ilçeler. Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansının yaptığı çalışmaya göre diğer ilçelere nazaran Arap Alevi yoğunluklu ilçelerin eğitim düzeyleri kat kat daha fazla. Sosyal psikolog Berrin’e göre son 15-20 yıldır kız çocuklarının eğitimine verilen yüksek önem hem kültürel hem de toplumsal ihtiyaçlarla ilgili:

 

“Kentsel bölgede eğitime daha çok önem veriliyor ve kız çocukları erken yaşta evlendirilmiyor. Bir de sadece lise diplomasi ile iş bulmak çok zor. İnsanlar iyi bir işi garantiye almak istiyor ve bunun için iyi bir eğitim şart. Aileler çocuklarına büyük bir baskıda bulunuyor, kız ya da erkek. Samandağlıların Harbiyelilere göre imkânları daha fazla. Çocuklarının eğitimi için ellerinden ne geliyorsa yaparlar, özel okul olsa bile. Ama Samandağ’ın bazı köylerinde kızlar köyün dışına bile çıkamıyorlar çünkü ulaşım sorunu var.”

 

Berrin’in değindiği konu önemli bir husus; kentsel ve kırsal bölgeler kendi içinde farklılık gösterebiliyor. Dört kız ve iki erkek çocuklu bir aileden gelen Saime, büyüdükleri köyde kız çocuklarının ortaokuldan sonra okumalarının teşvik edilmediğini ve bir an önce evlendirildiklerini itiraf etmekle beraber bunun kentsel alandan uzak olma ve iş olanaklarının sınırlı olmasından dolayı olduğunun altını çizmektedir. Ancak Saime’nin babası farklı bir bakış açısına sahip ve her çocuğunun okumasını istemiş. Akrabalarının çocuklarının da okuduğunu söyleyen Saime, babasının çoğu zaman, “kızlar özellikle okumalı, çünkü erkekler inşaatta bile iş bulabilir ama kızlar öyle değil,” görüşüyle çocuklarını okutmayı tercih etmiş.

 

Görüşmecilerimin birçoğu kız çocuklarının eğitimine önem verilmesinin kendi ayakları üzerinde durabilme mantığına dayalı olduğunu açıklamakta. Erkek çocuklarının her şartta çalışabileceği, fakat kız çocuklarının iş seçeneklerinin daha kısıtlı olması nedeniyle eğitime ağırlık verildiği bu sebeplerden biri. Bazı diğer sebepler ise kızların erkeklerden bağımsız olabilmeleri, kızların ezilmemeleri, erkeklerin yurt dışı işçiliği seçeneğinin kızlar için olmamasıdır.

 

Saha çalışmam sırasında, “Arap Alevi kadınları nasıl kendilerini daha güçlü kılıyor?” sorusunu sorduğumda aldığım yanıtların başında kadının geçmişten bugüne üretimin içinde olması ve kız çocuklarının okula gönderilmesi gelmiştir. Elbette ki verilen bu sebepler daha da irdelenmesi gereken konulardır. Benim araştırmamın ana temasının kadının politikleşmesi olması nedeniyle, bu konuyu daha yüzeysel olarak ele almış bulunmaktayım. Ancak kadınların özellikle Alevi kadınların kendi bağımsızlıkları ve kadın hareketini güçlendirme adına gündelik hayatta mücadeleleri üzerine odaklanmanın önemli bir çalışma konusu olduğu kanaatindeyim. Umarım bu yazı, Antakya’da kadın çalışmalarına dair araştırmalara ilginin yükselmesine vesile olur.

 

Dr. Defne Sarsılmaz, Uluslararası Florida Üniversitesi

2

Fotoğraflar: Bülent KAPLAN