Tarihin İlk Ansiklopedicileri

20 Eylül 2016 Salı, 21:45
ansiklopedi

   

İhvan-ı Safa

                                                                                                                   
Tarih boyunca insanların düşüncesini en çok meşgul eden özgürlük, mutluluk ve güzel bir yarın arayışı konulan her türlü yasa ve yasaklara karşı çıkıp başkaldırmayı gerektiriyordu. Bundan dolayı her din kendinden önceki dinlerin etkisinde kalmasına rağmen farklı bir yorum getirmek ihtiyacını duymuştur. Bu ayrışmalar ilk etapta akılcı bir nitelik taşımalarına rağmen zaman içinde yasa koyucu egemen yasakçı bir sistemin ideolojisi konumuna dönüşüyor ve vaat edilen mutlu yarınlar erteleniyordu. Bunun yanında sadece dinler birbirlerini yadsımıyor, aynı zamanda bir önceki dini yadsıyanlar kendi aralarında fırkalara ayrılarak ideolojilerini reforma uğratıyorlardı.
İslam âleminde Bâtınilik olarak bilinen bu düşünce sistemi, Müslümanlığı akılcı yoldan yorumlamanın temeli üzerine kurulmuştur. Bâtıniliğe göre din kurumu, bütün yönleriyle akla aykırıdır. Bâtınilik akımı, özünde İslam dininin akılcı bir eleştirisidir. Ne var ki tarihsel koşullar altında bu düşünce açığa vurulamamış ve dinsel bir görünüş altında gizlenmiştir. Batı dillerinde “Mistisizm” olarak bilinen “içrekçilik” ya da Bâtınilik akımı dinsel siyasal bir amaç gütmüş ve bu amaçlara varmak için din görüşünden olduğu kadar tasavvuftan da yararlanmıştır. Ana ilkesi “Kuran’ın iç anlamlarına erenler için dış anlamlar gereksizdir.” Bâtınilik akımına göre namaz kılmanın amacı tanrıya yaklaşmaktır, tanrıya yaklaşmış olanların ise namaz kılmasına gerek toktur. Tasavvuftan etkilenmesi onun bir tasavvuf inancı olduğu anlamına gelmemelidir. Tasavvufla Bâtınilik birbirinden etkilenmiş iki ayrı düşünce akımıdır.
Bâtıniler, toplumsal tedirginliği ortadan kaldırmak için tarihte önemli siyasal çıkışlar yapmışlar ve başkaldırı düzenlemişlerdir. Bu başkaldırılar zaman-zaman başarılı olmuştur. Bu başkaldırıların en büyüğü X. yüzyılda kurulan güçlü Fatımi imparatorluğu bir Bâtıni imparatorluğudur. Müslümanlar bu hareketleri dinsizlikle suçlamanın yanı sıra ünlü Selçuklu veziri Nizam-ül Mülk tarafından da Kamulcu (ortaklaşmacı) olarak nitelendirilir.
Sadece insandaki değil evrendeki bütün varlıkları kardeş sayan Bâtınilik düşüncesi, özel mülkiyetin kaldırılması ve mal ortaklığının uygulanması düşüncesini doğurmuştur. İslam tarihi Bâtıni düşüncesinin bu alandaki savaşlarıyla doludur. Babekilik, Karmatilik, Anadolu da Şeyh Bedrettin, Babai hareketleri bu mücadelenin düşünsel torunlarıdır.
İslamiyet’in getirdiği toplumsal düzen daha ilk yüzyılında toplumsal gelişmelerin gerisinde kaldığı için eleştirilere maruz kalmıştı. Bu yüzden Kuran’ın açık anlamlarının altında gizli anlamlar aranmaya başlandı. Bâtınilik yeni koşullara uygun bir hukuk ve düşünce sistemi geliştirmek, bunun yanında Kuran’ın yetersizliğini peygamberlerin sözlerinden yola çıkarak eksikleri giderme çabasına girdiler. Düşünsel alandaki bu değişikliğin temelini İslam öncesi dinlerdeki hizipleşmelere neden olan antik Yunan felsefesinin büyük etkisi olmuştur. Bu dönemde kurulan İhvan-ı safa veya İhvan-ı Hulul (temiz kardeşler ve vefalı dostlar) antik yunan felsefesinin etkisinde kalan en önemli örgütlenmelerdir. Gizli ve içrekçi (Bâtıni) olan bu cemiyetlerin üyeleri İslam ansiklopedicileri olarak da bilinir. X. Yüzyılda bir nevi ansiklopedi ve birbirlerini tamamlayan 52 risale yayınlamışlardır. Yayınlanan bu yapıtlar oldukça seçkin görüşlerden oluşmaktadır. Hermes gizemciliği ile Pitagoras, Sokrates, Platon ve Aristoteles’i ele alan bu seçkin ansiklopedi çıkış ve dönüş kuramını benimsemiştir. Bu anlayışa göre ışık nasıl güneşten yayılıyorsa her şey böylece tanrıdan çıkıp yayılmakta ve tekrar tanrıya dönmektedir. Bu cemiyetin bağlıları birbirlerine kardeş diyorlar ve karşılıklı yardımlaşmayla yükümlüdürler. Aşırı bir Ali yandaşlığı da başlıca niteliklerinden biridir ve halifeliğin Ali’nin hakkı olduğunu savunmuşlardır. Hiçte umurlarında olmayan bu siyasal sav Arap aristokratları arasındaki partizanlıklardan dolayı onlara geniş bir taraftar kitlesi kazandırmıştır. Bütün İçrekçiler gibi siyasal bir amaç gütmelerine rağmen herhangi bir eylemliliğe girmemişlerdir.

213

Ayrıntı yayınları kitap kapağından derlenmiştir

X. Yüzyılın ikinci yarısında aşağı Mezopotamya’da köleler efendilerine karşı isyan etmişti. Bu isyan bastırıldı ama toplumsal tedirginlik bütün hızıyla daha çok büyüdü. Yenilmiş gibi görünen köle (zanc) birlikleri, işçi ve rençper topluluklarının da katılmasıyla yeniden güçleniyordu. Tam bu dönemde Irak’ta ortaya çıkan İhvan-ı safa; insan ruhunun ölümsüzlüğüne, karşılıklı yardımlaşma ve eğitim ile insan ruhunun arınacağına inanan kişilerin önce Basra’da daha sonra Bağdat’ta bir araya gelip örgütlendiler. İhvan-ı Safa’ya mensup kişilerin kimler oldukları nerede ve ne zaman yaşadıkları konusunda ayrıntılı bir bilgi yoktur. Akımın amacı Müslümanları bağnazlıktan kurtarmak, bilim anlayışını ve doğa bilimlerine dayanan felsefeyi egemen kılmak toplumu düzenleyecek bir aydın ahlakı ve sorumluluğu yaratmaktı. İhvan-ı safa bir Kolektif çalışma sonucu ortaya çıkardıkları ansiklopedi ile amaçlarına bir dereceye kadar ulaşmışlardı. Bu 52 risale onları İslam âleminin hatta tarihin ilk Ansiklopedicileri olarak kayıtlara geçmelerine neden olmuştur.
Günümüzde her ne kadar yeterince tanınmasa da, bilindiği kadarı ile etkinlikleri düşünsel düzeyde gerçekleşmiş ve İhvan-ı Safa entelektüel bir akım niteliğinde kalmışsa da dönemin Ortodoks İslam anlayışına karşı çıkmaları nedeni ile örgütsel yapı tümüyle Bâtıni (içrekçi) özelliklere sahip olmuştur. Hatta örgütün bu kadar büyük bir gizlilik içinde olması bazı araştırmacıların onları mason örgütlerine benzetmesine neden olmuştur. İhvan-ı Safa mensupları kendilerini aydınlanmaya ve ahlak bakımından arınmaya adamış kişilerden oluşmuştu. Amaçlarının arasında o döneme kadar İslam’ın kesinlikle reddettiği felsefe ve mantık gibi sorgulama ve irdeleme yöntemlerini kullanarak, dinsel inançları ve entelektüel sistemi yeniden yapılandırmak ve en sonunda toplumsal yapıyı dönüşüme uğratmaktı. Böylece egemen resmi İslam ideolojisinin baskısı altında gerçek inancını yitirenlere yol gösterecekler. İhvan-ı Safa’ya göre saf inanç bozulmuştu, şeriat yanlış yolda ilerliyordu. Bu ancak Felsefe ve bilim yoluyla düzeltilebilirdi.
Amaçlarına ulaşmak için Ansiklopedi niteliğinde 51 risale ve bunlara ek olarak bu risalelerin nasıl okunması gerektiğine ek bir risale yazarak toplamı 52 risaleden oluşan, felsefeden müziğe, simyadan gök bilimine, matematikten aşka kadar birçok konuyu incelediler. Hala günümüzde bile kim oldukları konusunda değişik teori ve söylentiler vardır. Onları çevreleyen sır perdesi hala aralanmamıştır. İslam tarihinde aşırılıklar ve bölünmeler yaşanırken aklın rehberliğine, insanın kendini arındırmaya ve insanlık değerlerini yüceltmeye çağırmışlardır. İhvan-ı Safa düşünürlerine göre bilime asla uzak kalınmamalıdır. Bu örgütlenmeden bir düşünürün bu konudaki düşüncelerini bu şekilde özetlediği rivayet edilir: “Din hastaların, Felsefe ise sağlıklı insanların tedavisi ile ilgilenir. Peygamber hastaların hastalıklarının artmaması için tedavi eder. Filozoflar ise herhangi bir hastalık bulaşmaması için, sağlıklı insanların sağlığını korur.”
1050 yılında Abbasi halifesi tarafından İhvan-ı Safa Risalelerinin İbn-i Sina’nın eserleriyle birlikte tüm kütüphanelerden toplatılarak yakılmasını emreder. Ancak Endülüslü düşünür Müslime, Doğu’ya seyahati sırasında risaleleri toplayarak, yok olmaktan kurtarır.

Enis Koku

——————————————————————–

Manşet resmi: http://home.hoyd.net/2015/08/ alınmıştır.